Süleymaniye 1557
[bu hafta Üsküdar'daydık]
Biz İstanbul'da yıllar yılı Zeyrek tarafında oturduk. Evimiz tam
Süleymaniye'nin karşısındaydı. Süleymaniye varlığıyla evimizi öyle
doldururdu, öyle aydınlatırlardı ki, bir seferinde bizim eve ziyarete
gelip de manzaradan etkilenen doktora tez hocamın şakayla karışık
takılmalarına sonrasında az maruz kalmadım: "Lütfiye, insan sizin
evde hidâyete erer!" diye:)
Akif Hocamın bu anısı beni bizim bayram sabahlarına götürdü... Babamın
Süleymaniye'den gelişi... Beraber güzel bir kahvaltı yapışımız...
Artık istesek de oruç tutamayışımız... Keşke vaiz o gün orada
toplananlara barıştan ve teslimiyetten bahsetseymiş, dedim içimden...
Kavrulmuş gönülleri serinletecek birer damla su verseymiş... Ama
olsun... Yine de büyük devlet olsa gerektir, Süleymaniye'de bayram
sabahı...
Muhterem Hocamın adaşının "Süleymaniye'yi Ziyaret"ine de kulak
vermeden duramadım şimdi. Hem Tesnîm Pınarımıza da pek yakışacak
mısralar bunlar:
"Vecde gel, vahdete dal, âlem-i kesretten uzak...
Yalnız Sâni'i gör, san'atı, mesnuu bırak.
Ben de bir yer bularak böylece tenhâ dalayım,
Varlığımdan geçeyim, mahv-ı temâşâ kalayım."
M. Akif Ersoy, Safahât, s. 157.
<< Home